Cenk Gündoğdu, Il ritorno della rosa (bozza)

Il ritorno della rosa

 

Il sole e il gatto si scambiano di posto

gli avvocati indossano le toghe

le ore girano come unghie inesatte

dieci e mezzo, tribunale per la famiglia

quarto piano, da qui

tutto è vicino al cielo

venditori di simit, cancellieri,

gabbiotto del tè, copiatrice

 

se solo mi conducessero le scale

le mie dita non lascerebbero le tue parole

 

chi si mette in fila distrugge la Terra

dieci pezzi da cinque quattro poliziotti due carabine

lettere in cammino verso fogli di sentenze

lettere confermate dal cielo che le spinge contro i vetri

così i condannati si ispezionano le dita

 

sul banco nel palazzo di giustizia

osservo me stesso come in foto

quel cortile pieno di pensieri

 

qualsiasi cosa dica la regolazione dell’ora non cambia!

melodie che infiammano i lamenti

tempo piccolo sparso sulla tavola

specchi che ci stancano i capelli

sulla porta ancora bambina

si accalcano venditori, guastafeste, vecchietti…

veloci, veloci, portate da bere e sigarette

ché pensano di andarsene a piedi scalzi
 

bene, questo cielo che crede in noi

penserebbe al nostro cuore

se vedesse che abbiamo acceso il fuoco per due inverni?

 

Quando penso a come reggi la rosa,

come questi giorni soffoca la mia casa

sfugge via di mano con una via rovesciata

 

sono andati tutti via, chissà quale porta apriranno queste chiavi!

 

gül dönümü

 
güneş yer değiştiriyor kediyle

avukatlar cüppelerini giyiyor

yanlış bir çivi gibi dönüyor saat

aile mahkemesi on buçuk

kat dört, buradan

göğe yakın her şey

simitçiler, mübaşirler, çay ocağı, teksir makinası

 

merdivenler beni yürüse diyorum

parmağım hemen düşmez sözünden

 

sıraya giren yeryüzünü bozuyor

on beşlik dört jandarma iki sten

camlarına yapıştırdıkları göğe doğrularak

karar sayfalarına yürüyen mektuplar

gibi mahkûmlar durmadan parmaklarını yokluyor

 

adliyede bir bankta

bir fotoğraf gibi kendime bakıyorum

o düşünceli avluya

 

ne söylediysem saatlerin ayarı değişmedi!

ağıdını yakan eviçleri

masaya dağılan küçük zaman

saçlarımızı yoran aynalar

eşiğin çocukluğuna toplanıyor

seyyar satıcılar, oyunbozanlar, akbabalar…

yetişin, yetişin bir içimlik sigaralarla

çünkü gitmek yalınayak düşünüyor

 

peki bize inanan bu gök

aklını geçirir miydi kalbimizden

iki kış için ateş yaktığımızı görse

 

güller neresinden tutacağını düşündüğüm

şu günler gibi boğuluyor, evim

ters dönmüş bir sokakla elden çıkıyor

 

herkes gitmiş, bu anahtar hangi kapıyı açar şimdi!

Advertisements

Leave a comment

Filed under Traduzioni

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s